Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 5,84 / Satış: 5,86
€ EURO → Alış: 6,44 / Satış: 6,46

Zamanın ruhunu kirletenler..

Süleyman Karaca
Süleyman Karaca
  • 29.10.2010
  • 390 kez okundu

Bugün Cumhuriyetimizin ilan dilişinin tam 87’nci yılı. Üzerinden neredeyse bir asra yakın zaman geçmiş. Geçmişe takılıp kalmadan ama geçmişi de unutmadan gelinen son noktada, içinde bulunduğumuz dönemi irdelemek, bir ufuk turu yapmak istersek, herhalde en kestirme özet; Türk toplumu, her türlü kirden, pastan, çürümüşlükten, kokuşmuşluktan arınmanın sancılarını yaşıyor denebilir.

 

Yaşanan sancılar, küçük ve orta halli memurdan, esnaf ve sanatkardan, kırsaldaki çiftçiden; başka bir kategorik niteleme ile “beyaz yakalı”lardan, “mavi yakalı”lardan ve “çarıklı”lardan kaynaklanmıyor. Sancının kaynağı “yüksek siyaset” yapanlar. Onun için çekilen sancının, hangi kirli ruhların eseri olduğunu da doğru yerde aramak, ufuk turunu doğru rotada gerçekleştirmek lazım.

 

Büyüyen Türkiye manzarasında görülen siyasi panaroma şöyle özetlenebilir; Baykal, 50 yıllık siyasi kariyerinin son 20 yılında öylesine bir kumpasın içinde yaşadığını, günü geldiğinde kirli mendil gibi buruşturulup atılacağını, ipinin çekilip CHP’nin sualtındaki buzuluna çarpacağını hiç mi hiç hesaba katmadan yaşadı. Bir sırça köşkte yaşıyor, partisini çekip çevirdiğini sanıyor, iktidar olma sorumluluğu yükleyebilecek ataklardan uzak, müzmin muhalefetin keyfini sürüyordu. Yirmi yıldır yanı başında tutulan saatli bombadan habersizdi. Günü geldi, birileri saatli bombanınki pimini çekti, pusulası şaşan Baykal, derin sulardaki buz dağına çarpıp 50 yıllık siyasi kariyerini batırdı. Yaralı CHP gemisinin şoka uğrayan yolcuları, o şokun şaşkınlığında geminin dümenini, partinin siyasi baronunun adamı, her deneni yapabilecek, kıvrak dönüşlerde yetenekli olduğunu sarsıntının ilk 48 saati içinde gösterebilmiş çarkçıbaşına teslim ettiler.

 

Gelişmeler öyle gösteriyor ki tabanı buna hazırlamak için yoldaşları tüm medya kanal ve gazetelerinin parlatmaya çalıştıkları kişinin ismi bu günler için hafızalara kazınmak istenmiş, özellikle “temiz adam, dürüst adam” gibi kişilik yapısında/mizacında olmadığı artık su götürmeyen erdem/fazilet unsurları monte edilmişti. Zaten Türkiye’de kamuoyu demek, belli medya baronlarının ittifakı ile, görev yüklenecek siyaset mühendislerinin kafa yapısının topluma dayatılması, ama bu dayatmanın kaçınılmazlığına toplumun inandırılması demekti.

 

Bunu geçmişte gördük. Şimdi hala o günlere takılıp kalan toplum ve siyaset mühendisleri, Generallerin emriyle gazete manşetlerinin atıldığı, Yüksek Yargının değerli yargıçlarının karargahlarda brifinglerle aydınlatıldığı günlerin geride kaldığını hala idrak edebilmiş değiller. Kendilerine “Medya İmparatoru” denen işadamlarının Başbakanları ayağına çağırıp, pijama ile karşılaması dönemi de deşifre oldu, ayağa düştü, meydanında foyası görüldü.

 

Bunlar zamanın ruhunu kirleten unsurlardı. Sadece bunlardan mı ibaret? Elbette değil; pijamalı karşılamayla bahçe partileri düzeneğine düşürülmesi ihtimali olmayan, uçkur lastiğine bağlanamayacak Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın da yanı başına Turhan Çömez’i sağlık meleği gibi yerleştirenlerin kumpasını Savcı Zekeriya Öz bozmasaydı, herhalde şimdi Erdoğan da artık bir siyasi mevta olurdu.

 

İlkel toplumların “Eğreti Gelin”inden farksız, uzaktan kumandalı dış politika dönemi, monşerler saltanatı; dipten gelen, gözbağından kurtulmuş dinamik kadrolara yol açılması ile kendi köhne zihniyeti içinde, zamanın ruhundan habersiz kaderine terk edildi. Onların hep “Yatık Emine” politikası güden edilgen ve süslü salon diplomasisinin yerini, şimdi bulunduğu coğrafyanın sınırları dışına taşan vizyoner kadrolar aldı. Artık Türkiye bir “oynaş” değil; küreselleşen dünyanın yeniden yapılandırılmasında “Oyun Kurucu” aktör olarak yerini aldı. Onu pekiştirecek hamlelerini bir biri ardı sıra dünya gündemine oturtmaya devam ediyor.

 

En son BM Güvenlik Konseyi’ndeki oylamada, Türkiye’nin Brezilya ile birlikte, İran’a yaptırımlara “hayır” demesi, “eksen kayması”, “Türkiye batıdan kopuyor mu?” tartışmalarını yeniden gündemin ön sırasına çeken kara propagandanın amacı, “Türkiye’nin en baş sorununun AK Parti’den kurtulmak” olduğuna, yaşananların doğru bilgiye dayalı, doğru algılanmasından ziyade AK Parti Hükümeti karşısında ABD ve AB yanlısı karar ve güç odaklarını, AK Parti’nin Türkiye’yi Batı’dan kopararak İslamcı bir ülke olmaya zorladığını söyleyen Kemalist, Avrasyacı odakların söylemine ikna etmek, burada oluşacak bir ivme ile kendi kadrolarını iktidara taşımak.

 

Öyle görülüyor ki, özellikle dış politik duruş üzerinden “Türkiye Batı’dan kopuyor” propagandası, dünya güç odağına taşeron olanların özündeki kirlilikle yetinilmeyip, özelde kirletilen bilgi yığınlarını ortak payda olarak kabul ettirmek için önümüzdeki günlerde, seçim sürecinde en çok sığınacakları ortak payda olacak. Zamanın ruhunu kirletenler, kirli ruhlarına uygun bir Türkiye kurmanın peşinde koşmaktan hiç yılmayacaklar.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ