Ayrı Nefesler

0
Paylaş

Gökyüzüne baktığımda onun enginliği, derinliği ve muhteşem yaratılışı karşısında küçülüp kayboluyorum her zaman. Banabir şeyi fısıldadığına şahitlik ediyorum. Bulutlar birbirine ne kadar uzak görünseler de aynı maviliğin çocuklarıdır. Onların kavgası yoktur. Biri yağmuru getirirken diğeri güneşi saklar. İnsanlığa faydalı olsun diye göğün rahminde saklı olanları paylaşırlar.Bir de göklerin suladığı ormanlara bakarım. Çamın dikeni gülü rahatsız etmez. Sarmaşık, meşeye sarıldığında onu boğmak için değil, yükselebilmek için yapar bunu. Toprağın altındaki kökler birbirine su taşırken, fısıltılarından anlayacaklara çok güzel name yakarlar.Zira aldıkları emir böyledir. Görevlerini aksatmadan yerine getirirler.

İnsan ise ne hazindir ki, aynı göğün altında ayrı ayrı nefes almayı marifet sanıyor. Farklılıklarımızı zenginlik sayacağımıza, her bir farklı sesi kendi yankımıza düşman zanneder olduk. Oysa “el eli yıkar, el yüzü yıkar” der atalar. Birbirimizi yıkamayı unuttukça yüzümüz kara, ellerimiz kirli kalıyor. Şehir sokaklarında, trafikte, siyaset sahnesinde, televizyonlarda, sosyal medyada, iş yerlerinde, telefonların ucunda hatta evlerde bile iletişimler bağırarak kuruluyor. Bağırarak ayrışıp, bağırarak ötekileştiriyoruz…

Sosyal uyum dediğimiz şey, aslında bir orkestra şefliğidir. Kemanın hüznü üflemelerin neşesine karışmazsa ortaya “gürültü” çıkar, “müzik” değil. Ne var ki biz, kendi enstrümanımızı en güzel çalanın yalnızca kendimiz olduğumuza öylesine inanırız ki, başka bir tınıyı duymak istemeyiz. İşte tam bu noktada başlar ayrışmalarda. Dışlananın da dışlayanın da ruhu böyle böyle yalnızlaşır.

Sonra ne oluyor peki? Bir arada yaşamayı öğrenememiş olmanın bedelini en ağır biçimde ödetiyor hayat. Farklılıklarımızla birlikte yaşama becerisini geliştiremeyince kavgaların kıskacında ve tartışmaların cenderesinde geçiyor ömür çağımız. Bir çocuğun kendisini bırakın, gölgesinin bile yalnız kaldığı bir dünyayı yaşıyor insanlık. İlişkilerimizde;kin, haset, garaz, sevgisizlik, hasımlık, empati yoksunluğu, güvensizlik, zalimlik ve duyarsızlık gibi nice kötü ahlakın ve manevi hastalığın hamalı olduk. Mavi gökyüzünü birlikte paylaştığımız, aynı havayı beraber soluduğumuz halde ortak alan oluşturmaktan kaçındık. Herkes olmuş kendine bencil. Sosyal ortamlarda insan insanın değirmeni olmuş. Kurt gibi kemiriyorlar birbirlerini. Lafa gelince de “sosyal uyum” diye bir kavramı ağızlarında sakız edip duruyorlar.

Etrafımıza bir bakalım, eskiden aynı çarşıda kumaş satan esnafın hali şimdi nicedir. Aynı çeşmeden su içen muhabbet insanları neredeler? Üç dilde şiir yazan şairlerin kaleminde sözcükler neden kurudu? İnsanlık adına kurulan köprüler bir bir yıkıldı. Bunları dert görenlerin sayısı bile azaldı. Çünkü iteledikleri kişileri “öteki” sayıp tahammül etmeyi unuttular. Şimdi buncainsani erdemi yok ettikten sonra modern bir dünya inşa ettiğimizi sanıyoruz. Oysa aynı hataları, daha gürültülü biçimde tekrarlıyoruz. Aynı iş yerinde iki farklı siyasi görüşteki bireyler birbirine selam veremez hale geldi. Aynı evin içinde dahi aile üyeleri birbirini kaybetmiş, odalarına çekilmişler. Meğer ne çabuk unutmuşuz yaşanılası onca güzelliğin varlığını.

En acıklı olan ise; farklılıkların bir arada yaşanamadığı yerlerde en çok da kalbi masum olanlar can çekişiyor…

Ayrı Nefesler
+ -

Yorumlar kapalı.

Giriş Yap

Açıksöz Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.