Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 7,80 / Satış: 7,83
€ EURO → Alış: 9,41 / Satış: 9,44

Corona, ”İmtihan mı Ceza mı?”

Nuri İbrahim ATEŞ
Nuri İbrahim ATEŞ
  • 09.04.2020
  • 10.080 kez okundu

Ümmeti Muhammet, yani bizler,  her akşam ya da günün bir anında; dizimize, filmimize, sporumuza, eğlencemize, dedikodumuza, gıybetimize, iftiramıza, kibrimize, kinimize ara verip,  1 ayet, 1 sure, bir sayfa  Kuran okuyor,

1 Hadis öğreniyor, islamı öğrenmek veya öğretmek için kapı kapı dolaşıyor, Emr-i bil ma’ruf ve nehyi an-il münker görevimiz olduğu için yapıyoruz bunları….

 

Programlar düzenliyor ve

Müslümanların çağrıldığı programlara, eğlence, gün ve  gecelerimizden, çoluk çocuğumuzu bahane etmeden aşk ile katılıyor,

Bilgimize bilgi, amelimize amel katmaya çalışıyorduk.

Bunlarla da yetinmiyor,

Bilgilerimizi evimizde çocuklarımızla, mahallemizde komşularımızla  paylaşıyor,

Onların da Cenneti kazanmaları icin çaba gösteriyorduk.

Akrabaları ziyaret ediyor,

Komşularımızi ihmal etmiyor, kimseyi hemşehricilik, kabilecilik, siyasi ve dünyevi görüş ayrımı yapmadan tüm çaba ve gayretimizle Allah’ın dinini öğrenmeye-öğretmeye, yaşamaya-yaşatmaya ve duyurmaya çalışıyorduk.

 

Hizmetli, işçi, öğretmen, mühendis, esnaf, tüccar,  İmam, Kuran Kursu Öğreticisi, vaiz, Müftü, Müdür, memur, amir, başkan, öğretim üyesi, dekan, rektör, kaymakam, vali hepimiz, çoluk cocuğumuzun rızkını kazandığımız görevimizi çok iyi yapıyor, hizmet alana bugün git yarın gel demiyor, bile bile bir vakit, bir an,  görevimizi ihmal etmiyor, ihmal ettiğimizde sırtımızı bir siyasiye, güçlü birine dayamadan yada bize hesap soranlara onun ulaşamadığı yerlerde iftira atmadan sorumluluğumuzun vebalini dünyada alalım diyerek eyvallah diyorduk.

Bir insanı bir sıkıntıdan kurtarmakla Rabbimizin bizi bir çok sıkıntıdan kurtaracağını biliyorduk.

Malımız, makamımız, ekonomik gücümüz, kabilemiz, kaba gücümüzle değil, imanımız, vicdanımız insanlığımız ve insafımızla övünüyor ona güveniyorduk.

Hased yerine gıbta ediyor, kardeşimizin iyiliği bizim iyiliğimiz diyorduk. Bir birimizle çıkar ve menfaat uğruna ilişki kurmak yerine, dostluklarımız, ilişkimiz hep Allah rızası içindi.

 

Ama

Ne oldu ise oldu.!

Herşey imtihanın şekli ile değişti.

Dün zorlukla sıkıntı ile imtihan olanlar

Bu defa kolaylık, rehavet ve tembellikle imtihan edildiler.

Önceleri başörtüsü zulmü vardı, şimdi başörtüsüne zulüm oldu, dini öğretenlerin bile başörtü şekilleri değişti, sigara içmeyin dedi sigara içen doktor,   eşinizden başkası için süslenmeyin dedi, dinleyenleri bile şaşırtan kıyafeti ile hoca hanım. Başını örtmeyen kardeşini ayıpladı, yalan konuşmaktan, kul hakkından  çekinmeyen kişi. Tebliğ etmekten çok, tekfir etti falanca.

Kendisinin yapmadığı, yapamadığı bir çok dini ritüeli, ahlakı, dostluğu, kardeşliği  klavye başına geçerek (belki de benim gibi Allah affetsin) ne de güzel anlatıverdi benim mücahit kardeşim.

 

İmtihan ın şekli değişti.

Makam, Mevki, Kadin Para, Araba, Arsa,

Ev, Evlat, Makamlara kurulduk, etrafımızdaki yalakalardan, dalkavuklardan göremedik, çalışan, gayret gösterenleri, mazlumları, garibanları…

Helâlimiz olmayanları hayal etmeye başladık.

Gözlerimiz çekici bayanlara ya da yakışıklı erkeklere kayar oldu.

Eşimizin yanında yakışıklı-güzel sanatçı!, sporcu resim ya da videolarına asıldık.

Keşke benim olsaydı…

Senin için ölürüm. Senin gibi … olsun şu kadar borcum olsun dedik.

 

Allah’ın evinde namaz kılarken, sohbet dinlerken sıkıldık, saati işaret ederek hocaya laf soktuk. En hızlı camiden bizi dışarı çıkaran hocamız en değerli idi, Onun camisini tıklım tıklım doldurduk. Huzurunda bir dakikayı bile çok gördük, hutbeyi kısa kes hoca, vaazı uzatma hoca, teravihi hızlı kıldır hoca, duayı uzatma kısa kes hoca dedik.

 

Şimdi tüm bunların hepsi elimizden gitti, başladık üzüldük demeye, hatta siyasetemize,  cematimize, tarikatimize, meşrebimize vs. Bir kazanım elde edebilir miyiz diye haklı bir sebeple işlem yapan Ul’ul Emre başkaldırmaya kadar gittik, sohbet mezelerimizde.

Maksat üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek misali, Öğretmenlere saldırdık, onları mühendislerle kıyaslama, dine diyanete kinimizden İMAMLARA  saldırdık, onları doktor, CAMİLERİ hastanelerle kıyasladık cahilce.. “Geberin kininizden”

 

Binlerce gariban, yoksul, yetim, dul, yolcu, muhacir, öğrenci, müslüman etrafımızda kışın soğuk gecelerinde yıkık dökük evlerde, sokaklarda ömür sürerken,

terkedilmiş evlere uçuk kiralar isterken, hatta öğrenci ise, bekarsa, şuralı, buralı diye kiraya bile ev vermezken.

Hiç düşünmedik bunlar ne yer ve içerler?

Bunlar nasıl geçinirler?

Bu mazlumlar nasıl yıkanır, nerde banyo yaparlar?

Nasıl giyinir, nasıl yaşarlar? diye…

 

Dünya hırsı ile çocuklarımızın büyüdüğünü,

Ergenlik yaşina geldiğini, onların bize ihtiyaç duydukları en önemli dönemlerini bile unutmuştuk.

Ya da  onlara ne olursan ol, şu ol, bu ol, güçlü ol, bunun için her türlü haltı  ye dedik. Ama ahlaklı, milli iyi bir müslüman ol diyemedik. Utandık, aslında imrenilecek (Ataya, Anaya, devlete, millete, dine, insanlığa olan sevgi ve saygımızdan) kendi durumumuzdan.

 

Akrabalara, eşe, dosta, hatta anaya babaya  ihtiyaç kalmamıştı artık, sudan bahanelerle onları da çizdik.

 

Komsular ve komşuluk artık çekici gelmiyordu.

 

Tv, bilgisayar, internet,

Cep telefonu, tablet,

Hatta sanal ortamlar uğrunda saatler geçirecek ve dakikalarca ibadet edilecek yeni Tanrılar olarak gündeme düşmüştü.

 

Tam bu sarhoşluk halini yaşarken,

Tam da güçlüyüz artık, kimse bizi yenemez derken, Makam, Mevki, Koltuk, Para, At, araba hesapları yaparken…Kariyer gururu ve kibrine bulanmışken,

Tüm hesapları altüst eden bir imtihanla uyandık.

 

Hayallerimiz, Umutlarımız

Rahatımız hesaplarımız hepsi birbirine karıştı. Çünkü Bizi bizden iyi bilen

Bizim içler acısı halimizi haber alan

Hesapların üstünde bir Hesap eden vardı.

Allah. . .

Sanki Mevla, -Kendinize gelin dedi.

-Gittiğiniz yol yol değil.

-Tuttuğunuz el el değil, -Bindiğiniz dal dal değil dedi.

 

Hani Hesap gününe inanıyordunuz?

 

Hani Cennet ve Cehennem var diyordunuz?

 

Hani dünya fani diyordunuz?

 

Hani sadaka malı artırır diyordunuz?

 

Evimize misafir almaya,

Soframıza mazlum davet etmeye korkar hale geldik.

Evlerimize kendi çocuklarımızı bile misafir etmeye korktuk.

İki ekmek fazla almaktan,

Ekmeği bölüp paylaşmayı zûl sandık.

Bankalardaki paramızı öz evladımıza ödünç dahi veremez hale geldik.

 

Anne-Babaları kimsesiz evlere terkettik.

Evlatlarımızı kreşlere, yada evimizde tv vb elektronik ve digital platformlara terkettik.

 

Malımızı, mülkümüzü evladımızdan bile sakladık bankalarda…

Ya da Erkek evlat üstündür dedik, hile  ile kızlarımızdan kaçırdık mirasımızı…

 

Tüm bu olanlardan Allahı gafil zannettik.

 

Şimdi tedbir alma zamanı sonrası tevekkül…

Şimdi Devlet büyüklerimizin, sağlıkçılarımızın, bilim ve din adamlarımızın sözünü dinleme, verilen talimatlara uyma zamanı…

Şimdi birbirimizi koruma, sahip çıkma zamanı…

Şimdi el ele, gönül alma ve yapma zamanı…

 

Devletimiz memuruna kısmi zamanlı çalış, 60 yaş üstü veya kronik hastalığı olan memuruna idari izin verdi. Evinde kal dedi. Sen imam kardeşim, ilk gün iznini aldın, Camiye gitmedin ezan okuyamadın haklı olarak, sen memur işçi kardeşim resmi işine  gidemiyorsun haklı olarak, ancak evinde kalmıyor sokak sokak geziyorsan, başka özel iş yapıyorsan bu kul hakkı değil midir? Neden evinde kalmazsın.

Sen yurt dışından gelen kardeşim, neden 14 gün kuralına uymadan sokağa çıkarsın, Sen benim köküm, büyüğüm eli öpülesi dedem ninem neden sokağa çıkmakta ısrar edersin, Sen genç kardeşim kaybetmekten korktuğun büyüğünü neden sokağa gereksiz çıkıp tehlikeye atarsın.

Sen delikanlım, evinde korumaya alınan büyüğünün hizmetinde olman gerekirken bunu yapmayıp üstüne onunla dalga geçersin. Bunlar kul hakkı değil de nedir?

 

Hadi artık.

Düşünme vakti.

 

Hesap yapma zamanı.

Nerde hata yaptık? deme vakti.

Yanlış hesaplardan,

“Güçlüyüz” Kibrinden kurtulma,

tevazu moduna girme vakti.

Bundan sonra görevimi çok iyi yapacağım, kaytarmak için şuna buna sığınmayacağım deme vakti.

Dedikodudan, hasedden, gıybetten, iftiradan, senlik benlikten kurtulma vakti.

Ya işimizi doğru yapma ya da yapamıyorsak yapana bırakma vakti.

 

Yeni yepyeni bir iman,

Allah’a Güçlü bir güven,

Salih amel ve

Kaybettiğimiz değerlere dönme vakti.

 

Gecikmeden

Geç kalmadan

Umudumuzu kaybetmeden

Düşmanı ve zulmünü hatırdan çıkarmadan, aklımız, ahlakımız imanımız ile diriliş zamanı…

 

Kur’an-ı Kerime, Sünnete sarılarak, Onların emri ile akıl ve vahyi kavga ettirmeden  hayatımıza referans etme zamanı…

Günah ve hatalarımıza bir daha dönmemek üzere, tevbe edip, pişman olup, Rabbe dua zamanı…

Kabemize, Mescid-i Nebevi’ye, Mescid-i Aksa’ya, Cami ve mescitlere en kısa zamanda dönmek, kabul edilmek, yeniden arınmış ve erdemli misafir olabilmek için ev sahibi ve yaratanımıza, Allah’ımıza sığınma vakti.

Bundan sonra bize verilecek ömrün her saniyesini O’nun yolunda, millete, İnsanlık ve islama adama vakti.

 

İmtihan mı? Ceza mı? dedik ya. İbret alırsak İmtihan, alamazsak mazallah ceza (Hz. Ali)

 

Sürç-i Lisan ettikse affola. Paylaştıklarım alıntılarla kendime ve iyi niyetle okuyan ve anlayana nasihattir.

 

Rabbim dünyamızı, ahiretimizi bize, sevdiklerimize hayırlı eylesin, başta Korana virüsü olmak üzere hertürlü görünür görünmez mikroptan, hastalıktan, afet ve musibetten emin eylesin. Dermansız dert, şifasız hastalık vermesin. Hastalarımıza şifa versin. Dua ve dualarımız, aminlerimiz hep müslüman ve mazlumların kurtuluşu, ahir ve akıbetimizin hayırlı olması için olsun. Amin

ALINTI

  1. İBRAHİM ATEŞ, İLÇE VAİZİ
YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ