Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 5,69 / Satış: 5,71
€ EURO → Alış: 6,29 / Satış: 6,31

Demokrasinin ırzına geçenler..

Süleyman Karaca
Süleyman Karaca
  • 24.03.2016
  • 363 kez okundu

Dün
ülkemizde mebzul miktarda bulunan “gri bölge”lerde gezinen “gri
gölge”
lerin “aydın” etiketli olanlarının korkaklığını
irdelemiştim. Bugün bir başka perspektiften yaşadığımız dönemin kimi aydın,
kimi siyasetçilerinin “asli fail” olduğu yüz kızartıcı olgusundan
bahsetmek istiyorum; Demokrasimizin ırzına geçen alçaklıkların öznesi T.C.
vatandaşlarından.

PKK’nın
siyasi kolu olarak dünden bu güne kurdurulan her siyasi parti veya sözümona
sivil toplum kuruluşu maskeli yapılanmaların adında kullandıkları en temel
kavram; “Barış”. “Barış” diye diye “Barış”ın çanına
ot tıkayan, onun o tüm kutsanabilecek evrensel kabulünü kendi “Savaş”
konseptinin maskesi olarak kullanarak kirlettikleri ve artık bugün barış
sözcüğü ile başlayan tüm ifade biçimlerinin zihinlerde  kuşku yaratmasına sebep oldukları gerçeğini
sanırım algılamayan kalmadı. Besledikleri alçakça niyetlerini perdelemek için
kullandıkları “Barış”ın hem içini oydular hem de altını
boşalttılar.

Yine
aynı yapıların aynı mantık zinciri içinde kullandıkları bir diğer kavram; “Demokrasi”.

Tıpkı
“Barış”ın içini oyup altını boşalttıkları gibi, hakim
bulundukları tüm zeminlerde bırakın gevşek veya sert bir demokratik duruşa
müsamahayı; en katı faşizan tutumun geçer akçe olduğu, egemenlik alanlarındaki
faşizmi kabullenmeyen/kabullenemeyen ve hatta içselleştirip hayatın doğal
akışına uyarlamayan düşüncelere  hayat
hakkı tanınmadığının binlerce kanıtı, başında oluşturdukları yapılardaki tek
tipleştirmede görüyoruz. Yapı iç disiplini adına, insanların gündelik
hayatından, düşünce biçimine kadar müdahil olduklarının en çarpıcı örneklerinin
başında, kamuya açık yazılı ve görsel medya platformlarında kullanılan
toplumsal ve siyasi argümanların hep birbirin fotokopisi olduğu gerçeği bizi bu
kanaate ulaştıran temel bir ölçü. 

İçinden
geçmekte olduğumuz terörizmle mücadele sürecinde, barışın sağlanabilmesi adına
önerilerde bulunan kesimlerin dillerine pelesenk ettikleri “Herkesin
kendini özgürce ifade ettiği demokratik bir ortamın sağlanması”
temennisi,
aslında meselenin özü itibariyle gözden kaçırılmasına gerilen ilk
perde. Hemen hemen her düşüncenin, düşünce sınırlarını da aşan
saldırganlıklarla dillendirilebildiği bir ortamda hala  “Herkesin
kendini özgürce ifade ettiği demokratik bir ortam”
temennisi,
demokratik bir duruş ve beklentinin ifadesi değil; olsa olsa demokrasinin
ırzına geçilmesine yeşil ışık yakılması, göz yumulması için topyekun bir
kanıksanma beklentisidir.

Ne
bu argüman sahiplerine liberal/demokrat, ne de bunları dikkate alarak siyaset
mühendisliği yapanların beklentilerine “Demokrasi” denebilir. Bu
söylem sahiplerinin gözümüzün içine baka baka katlettikleri “Barış”ın
yanına ikinci bir cinayetle “Demokrasi”yi de katledip
değersizleştirme çabasında olduğunun farkında olursak; o zaman “Barışın”
da “Demokrasi”nin de yanında yer aldığımız gerçeği, bu
saldırganları durduracak tek gerçeklik olarak yerini bulmuş olacaktır. 

Şimdi
şu meşhur 1128 aydın ve akademisyen bildirisindeki bazı cümleleri bir kez daha
hatırlayalım ki, “Barış” ve “Demokrasi”
katillerinin profili netleşsin.

Şöyle
diyorlardı o bildirilerinde; “Devletin başta Kürt halkı olmak üzere tüm
bölge halklarına karşı gerçekleştirdiği katliam ve uyguladığı bilinçli sürgün
politikasından derhal vazgeçmesi gerekiyor”.

“Müzakere
koşullarının hazırlanmasını ve kalıcı bir barış için çözüm yollarının
kurulmasını, hükümetin Kürt siyasi iradesinin taleplerini içeren bir yol
haritasını oluşturmasını talep ediyoruz. Müzakere görüşmelerinde toplumun geniş
kesimlerinden bağımsız gözlemcilerin bulunmasını talep ediyor ve bu gözlemciler
arasında gönüllü olarak yer almak istediğimizi beyan ediyoruz. Siyasi iktidarın
muhalefeti bastırmaya yönelik tüm yaptırımlarına karşı çıkıyoruz”.

“Devletin
vatandaşlarına uyguladığı şiddete hemen şimdi son vermesini talep ediyor, bu
ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak sessiz kalıp bu katliamın suç
ortağı olmayacağımızı beyan ediyor, bu talebimiz yerine gelene kadar siyasi
partiler, meclis ve uluslararası kamuoyu nezdinde temaslarımızı durmaksızın sürdüreceğimizi
taahhüt ediyoruz.”

İşte
“Barış” ve “Demokrasi” havarilerinin Müstemleke Valisi
edasıyla koruyup kolladıkları mütecavizleri, sanki devletin sebepsiz yere bir
çatışma ortamı yarattığı ve illegal yapıların da meşru müdafaa hakkını
kullandıkları söylemiyle savundukları pespaye düşüncelerinde cesaretlendirenler
de bunlar. .

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ