Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 7,38 / Satış: 7,41
€ EURO → Alış: 8,96 / Satış: 8,99

Gençler kaybediyor

Süleyman Karaca
Süleyman Karaca
  • 22.12.2010
  • 614 kez okundu

Taş atma eylemi, mazlum Filistinlinin zalim İsrail ordusuna karşı direnişini sembolize eden bir olaydı; zırhlı askeri araçlara karşı taş atarak karşı durmak. Bu taş atan mazlum halkın sivil direniş sembollerinden, tepkilerini dünyanın gözüne sokmaktan başka bir işlevi yoktu ve olamazdı. Elbette onlar da katiller tarafından yönetilen zırhlı İsrail ordusunu taş atarak durduramayacaklarını biliyorlardı. Bunu düşünemeyecek kadar aptal değillerdi.. ama, dünyanın vicdanını bu sembollerle harekete geçireceklerini umuyorlardı ve bu umutlarını on yıllardır taş atarak koruyorlar. Yoksa, tepeden tırnağa en modern silahlarla donatılmış İsrailli katilleri durduramayacaklarının en bilinçli kitlesi, o taş atan direnişçilerdi.. tıpkı onlar için, onların barınaklarını yerle bir etmeye gelen İsrail dozerlerinin önüne kendini atan  24 yaşındaki   ABD’li barış gönüllüsü, Uluslararası Dayanışma Hareketi (International Solidarity Movement) üyesi Aliene Rachel Corrie’nin 16 Mart 2003’te, dozerin paletlerine gövdesini siper ettikten sonra o dozerin paletleri altında ezilmesi gibi…

 

Filistin’de, özellikle Gazze şeridinde, gayri meşru zalim işgalcilere karşı gelişen bu direniş türü, zaman içinde Türkiye’ye kopyalandı ve PKK tarafından devletin meşru güvenlik güçlerine karşı kullanılmaya başlandı.. ve halen de kullanılıyor. Filistin’linin taş atması ile Türkiye’linin taş atması arasında şekil benzerliğinin dışında hiçbir ortak payda yok. Biri hiyerarşik zulme direniş, diğeri devletin meşru güvenliğine karşı direniş.. Biri halkının yaşamakta olduğu zulmü dünyaya duyurma amaçlı, diğeri akla gelebilecek tüm pislikleri içinde barındıran PKK yapılanmasının halk üzerindeki psikolojik alan hakimiyetinin sembolü.

 

Sözü bu direniş biçimlerinden ilham alınarak meydanlara, salonlara taşınan yumurtalı saldırılara getirmek istiyorum. Takip edebildiğim kadarıyla Avrupa’daki yumurtalı eylemcilerin belli istekleri var ve bunu dillendirdikleri platformlara dikkat çekmek için yumurtalı eylemleri bir duyuru/reklam veya anons olarak kullanıyorlar. Bizdeki yumurtalı eylemler ise, Filistinli direnişçinin sembolize ettiği masumiyete karşın PKK’nın kirleterek taklit ettiği taş atan çocuklar eylemi gibi; Avrupalı gençliğin çeşitli taleplerine dikkat çekmede kullandığı bir metodun Türkiye’de tersyüz edilerek, meşru yönetimle hesaplaşma zeminine oturtulması kadar birbirine taban tabana zıt.

 

Dikkat edilir ve doğru analiz edilirse, özellikle 12 Eylül Anayasa referandumu günlerinden bugüne giderek ivme kazandırılan yumurtalı eylemcilerin, eylem sebebi olarak kendi toplulukları veya toplum adına dikkat çekmek istedikleri meşru bir istekleri yada bir projeleri yok ortada. Sadece ve sadece yönetim karşıtlığı üzerinden sahnelenen ve kaotik bir ortama sürüklenmenin provokatörlüğü öne çıkmakta. Durum bu olunca da, akla takılan yüzlerce soru peş peşe sıralanıyor..!

Belki ilk başta sorulması ve sorgulanması gereken konu da; medya, siyaset, iş dünyası üçgeninde sergilenen tuhaf tutum.

 

Bu üçlü koalisyon, yumurtalı eylemlere ses çıkarmadığı gibi, aksine onların sırtını sıvazlayan, okşayan bir taktikle sanki sesini yükseltemedikleri iktidara karşı gençleri cepheye sürme, onların dinamik eylemlerinden doğacak kaotik ortamdan medet ummaya başladıkları gibi bir izlenim ve kanaat doğuruyor. Giderek yaygınlaşmakta ve haklı olarakta bu medya, siyaset, iş dünyası üçlüsünün tavrını 2000’li yıllarda yaşanan “beşli çete” çağrışımlarına neden oluyor. Sanki ideolojik tarafgirliklerini, öğrencilerin  ucuz eylemlerine “özgürlük”, “ileri demokrasi” gibi etiketler yapıştırarak kamufle etmeye, iktidardan beklentilerine de bu gizli kışkırtmacı duruşla erişmeye çalışma olarak görüyorum.

 

Bu üçlü konsorsiyumun medya ayağını mercek altına aldığımızda; öğrenci olaylarının desteklenmesinin altında, hükümete karşı alttan alta beslenen çıkar odaklı husumetlerin sergilenmesinden başka bir açıklaması yok. Olayların daha da büyümesi, kitlelere yaygınlaştırılması, siyasi argüman olarak salonlardan meydanlara taşınmak istemesinin arkasındaki kışkırtıcı gücü başka türlü açıklamak mümkün değil. Bu güç geçmişte kaos ve kargaşadan beslenme tecrübesini, yeniden sahneye koymaya, aynı oyunu oynamaya çalışıyor diye düşünüyorum.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ