Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 5,75 / Satış: 5,77
€ EURO → Alış: 6,36 / Satış: 6,39

HZ. ALİ (R.A)

Muhsin Özdemir
Muhsin Özdemir
  • 31.01.2014
  • 411 kez okundu

Hz. Ali efendimizin şahadetinin yıldönümünde bulunuyoruz.
Bu münasebetle Hz. Ali’den ve şahadetinden kısaca bahsetmek istiyoruz. Şahadeti,
Miladi tarih itibariyle 28.Ocak 661. Kabri Necef’tedir.

            Hz.
Ali, Miladi 600 yılında Mekke’de doğdu. Babası, Hz. Peygamberimizin amcası ve
aynı zamanda Hz. Peygamberimizi 8 yaşından itibaren evlendiği tarihe kadar
yanında tutan, peygamberliğinden sonra da O’nu koruyup kollayan, Ebu Talip’dir.
Annesi, Hz. Peygamberimizin “ikinci annem” dediği Esed kızı Fatıma’dır.

            Hz.
Ali doğunca annesi O’na kendi babasının ismi olan Esed ismini koymak ister, Hz.
Peygamberimiz O’na Ali ismini koyar.

            Hz.
Peygamberimiz, amcası Ebu Talip’in işleri bozulunca, o sıralarda 5 yaşında
bulunan Hz. Ali’nin bakımını üstlenerek, O’nu kendi hanesine almıştır. Hz.
Ali,  5 yaşından itibaren hicrete kadar
Hz. Peygamber’in hanesinde yaşamıştır. İlk Müslümanlardandır.

            Hz.
Peygamber, Medine’ye hicret edeceği zaman, Hz. Ali’yi çağırarak gece kendi
yatağında yatmasını, daha sonra da bazı emanetleri yerlerine ulaştırmasını ve
sonra Medine’ye hicret etmesini söylemiştir. Hz. Ali de, büyük bir sadakat ve
cesaret sergileyerek bütün tehlikelere karşı o gece Resulullah’ın yatağında
yatmış ve daha sonra da Annesi Fatıma ve Hz. Peygamberimizin kızı Fatıma ile
beraber, yanında başka muhacirler de olduğu halde Medine’ye hicret etmiş ve Hz.
Peygamber’e Kuba’da yetişmiştir.

            Hz.
Ali, Bedir Muharebesinden sonra Hz. Peygamberimizin kızı Hz. Fatıma ile evlenmiştir.
Bu evlilikten 3 erkek iki kız çocukları olmuştur. Erkek çocukları, Hasan,
Hüseyin, (Bebek iken ölen ) Muhsin. Kızları ise Zeynep ve Rukıyye’dir. (Hz
Fatıma kızlarına daha önce vefat etmiş olan ablalarının ismini vermiş) Hz.
Peygamberimizin soyu kızı Hz. Fatıma’dan çoğalmıştır.

            Hz.
Ali, Bedir, Uhut, Hendek, Hayber ve daha pek çok savaşlara katılmış, her
birinde büyük kahramanlıklar ve başarılar göstermiştir. Bedir harbindeki
mübarezesi ve Hayber’in fethinde, bir kale kapısını kalkan olarak kullanması
dillere destandır.

            Hz.
Ali, Peygamber efendimizin vahiy kâtiplerindendi. Hudeybiye antlaşmasında da
Müslüman heyetin kâtipliğini yapıyordu.

            Hz.
Peygamberimizin görevlendirmesi ile Mekke’ye Kâbe’yi tavaf etmek için giden Hz
Ebu Bekir başkanlığındaki heyete, yine Hz. Peygamberimizin talimatıyla Hz. Ali
sonradan arkalarından yetişiyor ve yeni vahyedilmiş olan Tevbe Suresinin ilk on
ayetini Kâbe’de okuyordu.

            Mekke’nin
fethi günü Hz. Peygamberimizin talimatı ile Kâbe’nin üzerinde bulunan putları bir
bir kıran da yine Hz. Ali idi.

            Hz.
Ali, Peygamberimizden sonra ümmetin idaresi için iş başına gelen ilk üç halife
zamanında aktif bir şekilde yönetimde görev almadı. Yönetimin işlerine de
karışmadı. Ancak kendisine danışılan konularda fikirlerini açıkladı.

            Hz
Ali, Hz. Osman zamanının son demlerinde Müslümanlar arasında çıkan ihtilaflara
taraf olmadı. Hatta Hz. Osman’ı korumak için oğulları Hasan ve Hüseyin’i
muhafız olarak görevlendirdi.

            Hz.
Ali, Hz Osman zamanında, Şam valisi olan Muaviye’nin bazı icraatlarını
eleştirmekten de çekinmedi.

            Sahabenin
büyüklerinden olan Ebu Zer’in Rebeze denilen bir yere sürgün edilmesine bizzat
karşı çıktı. Sürgün edilen Ebu Zer’i Medine dışına kadar Hz. Ali uğurladı.

            Hz.
Ali, Hz. Osman’ın şehit edilmesinden sonra Hilafet Makamına seçildi. Sahabenin
ileri gelenleri Hz. Osman’ın katillerinin derhal bulunarak cezalandırılmasını
istiyorlardı. Bunu Halife Hz. Ali de istiyordu. Ancak bu çok kolay olmuyordu.
Hz. Ali, zaten Müslümanlar içinde çıkmış olan ihtilafın daha da büyümesini
istemiyor, fitne çıkarmak isteyenlere fırsat vermemeye çalışıyordu. Ancak
Müslümanlar arasına düşen fitne ateşi dalga dalga yayılıyor sıkıntılı günler
yaşanıyordu. Hatta Şam Valisi Muaviye Hz. Ali’yi, Hz. Osman’ın katilleri ile
suç ortağı olarak gördüğünü söyleyecek kadar ileri gidiyordu.

            Hz.
Ali’nin beş yıllık halifeliği döneminde yaşanan bazı talihsiz olaylardan sonra
Müslümanlar, Ali taraftarları, Muaviye taraftarları ve önce Ali taraftarı iken
sonradan onlardan ayrılmış olan Hariciler olmak üzere üç partiye ayrılmış
vaziyette idiler.

            Hz.
Ali, bütün gayretiyle Müslümanların fitneden, tefrikadan kurtulmaları için
çalışıyor. Bu yolda hiçbir fedakârlıktan da çekinmiyordu. Özellikle Hariciler
adı verilen bazı insanlar, çok sert söylemlerle ortalıkta fitne ve fesat
çıkarmaya çalışıyorlardı. Hatta Hz. Ali’nin dinden çıktığını, katledilmesinin
gerekli olduğunu söyleyecek kadar ileri gidiyorlar. Bu söylemlerine inananları
da kendilerince örgütlüyorlardı. İşte bu harici militanlardan biri olan
Abdurrahman bin Mülcem isimli birisi Hz. Ali’yi öldürmeyi planlamış idi.
Üstelik bu adam, Hz. Ali’yi öldürebilirse Cennet’e gideceğine inandırılmıştı.

            Hz.
Ali, bazı devlet işleri ile ilgili hususlarda çalışmalar yapmak üzere Bağdat
taraflarındaki Kufe şehrinde bulunuyordu. Hicretin kırkıncı senesinin ramazan
ayının 21.günü idi. Hz. Ali mescitte sabah namazını kıldırıyordu. Abdurrahman
bin Mülcem de namaza gelmiş ve Hz. Ali’nin arkasında saf tutmuş namaza
durmuştu. Hz Ali namazda iken bir ara hançerini çekerek Hz. Ali’ye saldırmış ve
Hz. Ali, aldığı yaralardan dolayı namazda iken şehit olmuştur.

            Hz.
Peygamber’in hanesinde büyümüş, Ehlibeytten, Resulullah’ın damadı, İslam’ın
büyük kahramanı, ilmin kapısı, sadakat ve şecaatin timsali olan, Hz. Ali efendimiz,
zamanın siyasi ihtiraslarının, cehaletin ve fitnenin neticesinde şehit olarak
bu fani âlemden ebedi âleme intikal etmiştir.
 

MUHSİN ÖZDEMİR

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ