Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 5,83 / Satış: 5,85
€ EURO → Alış: 6,49 / Satış: 6,52

Keçi inadı mı, biat kültürü mü?

Süleyman Karaca
Süleyman Karaca
  • 11.11.2010
  • 500 kez okundu

Psikolojik Danışman&Pedagog Mehmet Teber’in, Bostan ve Gülistan’ın yazarına ait “Çocuklarınızı kuzu gibi yetiştirirseniz, koyun gibi güdülürler” sözünden hareketle “Kuzu gibi yetişen koyun gibi güdülür” başlıklı güzel bir makalesini okumuştum. Tamamı satır okunmaya değer yazının “kuzu” ve “keçi” imgelerinden hareketle tüm hayata sessizce nasıl uyarlandığını, hayatın içine nasıl sindirildiğini Sayın Teber, kısa örneklerle ortaya koymuş, çok beğendim..

 

Dönüp kendi hayatımıza, yakın/uzak çevremize, hatta ülke sathındaki yaşanmışlıklara ve yaşanmakta olanlara baktığım zaman; “kuzu” olarak yetiştirilenlerin hep ezildiğini, “keçi” gibi direnç gösterenlerin ise tüm baskılara rağmen önlerine çıkan her patikayı, içine sürüklenmek istedikleri korku ormanından bir çıkış yolu olarak değerlendirdiklerini rahatlıkla görmekteyiz. Bunu, ülkemizde son 50-60 yılın uygulanan eğitim politikaları tablosunda çok açık ve net olarak görmekteyiz. 1948-1949’lardan başlayıp, üzerine oturdukları siyasi zemini sağlamlaştırma adına eğitim tablosu ile oynayıp yeniden kurgulayanlar; üretmeye çalıştıkları nesillerin prototip “kuzu” olmasını beklerken, o nesillerin kuzu postuna bürünmüş “keçi” inadında hayata tutunma ve baskılara, yozlaştırmalara en önemlisi güdülenmeye karşı direnç göstermeleri, belki tasarımcılarının en büyük hayal kırıklığı olsa gerek.. ne ummuşlardı, ne buldular.

 

Hiç ummadıkları bir “mutant” tüm planları, öngörüleri altüst etmiş; tahkim etmeyi düşündükleri zemin daha da kayganlaşmıştı. Öyle veya böyle önüne geçilmesi gereken bu afatın kendilerine vereceği zararı bertaraf etme adına, baş vurulan akla ziyan tüm metotlar da, zinde güçlerin gölgesinde oluşturulan bent ve savaklar da işe yaramadı; hepsi, beklenmedik formüllerle bir bir aşılabiliyordu ve aşılıyorlar.

 

Dün akşam tam bunları yazarken, gazetenin araya giren rutin bir işlemi için internete bakmam icap etti.. ve dikkatimi çeken bir haber başlığı; “YİNE O PSİKOLOJİ: 52 KOYUNUN TELEF OLDU”. O anda zaten aynı türün zihinlerde oluşan imgeleri üzerinden bir metaforu siz okurlarımla paylaşmayı gündemime aldığımı da göz önüne alarak haberi okudum, Cihan Haber Ajansı imzalı, 09 Kasım 2010 tarihli haberde; “Erzincan’a 7 kilometre uzaklıkta bulunan 50 hane ve 300 kişinin yaşadığı Başpınar köyünde meydana gelen olayda, Mehmet Gün’e(35) ait 52 koyun, sürü psikolojisi ile uçurumdan aşağı atlayarak telef oldu. Dün akşam saat 18.00 sıralarında Başpınar köyü, Kızlar Kalesi mevkisinde meydana gelen olayda, Mehmet Gün’ün 13 yaşındaki oğlu Abidin Gün tarafından Keşiş Dağları’nın eteklerinde otlatılan koyunlar, köye getirildiği esnada koyunlar uçurumdan düştü. Başpınar köyüne 1 kilometre uzaklıkta bulunan ve yaklaşık 800 metre yükseklikte meydana gelen olayda 52 koyun uçurumdan aşağı atlayarak telef oldu” denilmekte. Haberin detayınca önce 1 koyunun uçurumdan atladığı sonra 51 koyunun daha o birinciyi takip ederek atladıkları anlatılıyor ve sürü sahibinin Kurban öncesi uğradığı zarar ziyan hesabı, yaşadığı zorluklar ve devletten yardım beklentisi.. konuyu daha fazla dağıtmadan başa döneyim.

 

Tıpkı o sürü sahibi gibi, kendilerine tabi, itaatkar koyun sürüleri edinmek için “kuzu” gibi nesiller üreteceklerini zannedenler, beklemedikleri bir mutasyon karşısında, uzun yıllar, sürü psikolojisine kurban verdiği koyunlarının uçurumdan atlayışlarına şaşkın şaşkın bakakalan “çoban”ın çaresizliğini yaşıyorlar.

 

Uzun emek ve uğraşlar sonucu kendi elitist kadrolarca kurulan steril eğitim laboratuarlarında geliştirdikleri ve güvenle genç beyinlere/ruhlara zerkettikleri aşı tutmamış, geri  tepmişti. Planladıkları “kuzu gibi yetişen, koyun gibi güdülen” toplum katmanını kendi dünya tasavvurlarına monte edememişlerdir.

 

Özgüvenini kazanmış, yaşadığı dönemin gerektirdiği bilgi birikimi, alternatif becerilerde ön alan başarılar, küresel algı donanımları gibi eksiksiz değilse bile kendini dışlayan ve öteleyenleri kat kat aşan ölçekte içselleştirmiş formasyonu denetim altında tutma imkanı kalmamıştır. Baskılama, kısa devre yapmış; artık işe yaramaz duruma düşmüştür.

 

Son yıllarda yaşanan bir çok sancının temelinde yatan gerçek bu. Toplum mühendisliğine oynayanlar, toplumsallık adına ellerinde bulunan malzemenin tektip olmadığının, tek tipe itirazlar ve karşıtlıklar içerdiğinin farkında değiller. Halen yaşanmakta olan ayrışmayı görmezlikten gelmekle, onun yok varsayılabileceği yanılgısı yaşanıyor. Oysa atılması gereken ilk adımlar; önce, toplumsal gerçeğin kabullenilmesi, onu takiben de ortak paydalarda buluşmanın insan odaklı formülasyonu olmalıdır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ