Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 5,79 / Satış: 5,82
€ EURO → Alış: 6,42 / Satış: 6,45

Anadolu İnsanının İrfanı-1

Süleyman Karaca
Süleyman Karaca
  • 30.12.2015
  • 462 kez okundu

Geleceği
doğru inşa etmenin ön şartı, geçmişteki yaşanmışlıkları iyi analiz etmek,
geliştirilecek vizyonun arka planına buradan çıkarılan derslerin açık seçik
dercedilmesiyle mümkündür. İçinde yaşadığı çağın bilgisiyle donanmış olmak,
toplumun irfanını dikkate almıyorsa her dönemeçte farklı farklı sapmalara/
savrulmalara açık, kör bir gidişe kapı aralar. Son zamanlarda ayyuka çıkan
aydın sapmaları bu tespitin tipik örnekleridir. Milleti ile barışık olmayan,
halka sırtını dönmüş ve onu yok farzeden Türk aydınındaki sapma ve savrulma
hiçbir dönemde bu kadar keskin ve sert olmamıştı. Kendi dünyalarındaki
toplumsal yapılanma kurgusunu özellikle siyasi semboller üzerinden
gerçekleştirme adına baş vurdukları her türden kara propaganda, son demokrasi
sınavından alınan sonuçla milleti aşağılayarak, onu eziklik duygusu sarmalında
bunaltarak yola getirme teşebbüsü seküler Türk aydınlarının bir kere daha
duvara toslamasıyla son buldu.

Yıllardır
halkın iradesinin tezahürünü “kömür, makarna dağıtımı”na bağlayan
“aydın”larımız, artık bu ayağa düşen pespaye suçlamalarını
bırakıp, söylemlerini bir kademe daha üst perdeden “sağcılık-solculuk”
kutuplaşmasında yoğunlaştırmaya başladılar. İçlerinden bir fikrin çilesini
yaşayarak kelimenin gerçek anlamında ilim irfan sahibi olmuş, bugünkü deyimle “entelektüel”
diyebileceğiz/ dememiz gereken müktesabata sahip olanların kısık sesleri, -bir
başka ifade ile- şirretlikten uzak durmaları ne yazık ki, tüm toplumun
yönelimlerinde daha çetin mücadelelerin yaşanmasına sebep oluyorsa da,
insanımızın irfanı bu açığı kapatıyor diye düşünüyorum.

Bu
irfanın doğurduğu toplumsal reflekslerimiz, bugün olduğu gibi dün de aynı
perspektifin sonuçları ile dolu. Hatırlama adına birkaç küçük anekdot; 1960
ihtilalinden sonra halkın oyuna başvurulduğunda, 60 öncesi dönemin devamı
rengini taşıyan siyasileri; 1980 ihtilalinden sonra, ihtilalcilerin açık açık
yanında yer aldıkları siyasi oluşumun karşısındaki sivil inisiyatiften gelen
partileri; 28 Şubat post modern darbesinin yoğun ceberut devlet anlayışının
gevşediği zaman dilimindeki seçimlerde yine darbe mağduru kitlelerin
temsilcilerini tercih etti. Daha bunlara ilave edilebilecek 24 Nisan e-muhtıra
sonrasını, iktidar partisini kapatma teşebbüsü sonrasında yaşananları, Gezi ve
17-25 aralık kalkışmaları sonundaki toplumsal kenetlenme örnekleri gibi bir çok
örneği saymak mümkün. Ama kuşkusuz üzerinde en çok durulması gereken gerilim, 7
Haziran’a giderken, topluma yaşatılan kutuplaştırma ve tam bir zihin
kuşatmasının doğurduğu sonuçlar olsa gerek. Öyle bir atmosfer yaratıldı ki,
sanki ülke yabancı boyunduruğuna düşmüş ve bu boyunduruktan kurtulmak için,
meşru-gayri meşru her türlü araçlarla mücadele verilip bu kuşatılmışlığın sona
erdirileceği bir zaman dilimi algısı oluşturuldu. Tüm organize saldırılara,
algı operasyonlarına, milli ve gayrı milli odakların imkanları seferber
edilmesine rağmen, Türkiye tökezletildi ama diz çöktürülemedi. Anadolu
insanının feraseti, keskin düşüşlere sebep olacak bir refleks göstermedi. Olan,
sadece bir “sarı kart gösterme” tavrının ötesine geçmedi.

Devam
edecek…   

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ