Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 12,07 / Satış: 12,12
€ EURO → Alış: 13,59 / Satış: 13,64

Demokrat soldan devrimci sola..

Süleyman Karaca
Süleyman Karaca
  • 19.05.2016
  • 4.079 kez okundu

Ülkemizdeki
sağ siyasetin karşı cephesini ortak bir paydada ifade etmek gerekirse denebilir
ki, zaman zaman farklı kelime ve eklerle nitelense de herhalde son kertede
ortak kabul gören algı “Demokrat sol” nitelemesidir.

1960
ihtilalinden sonra Türkiye’de ivme kazanan sol düşüncenin “demokrat sol”dan
“devrimci sosyalist”e kadar onlarca fraksiyonlarının gelip
kümelendiği, himaye ve korumasına sığındığı odak nokta, hep ana damarı besleyen
siyasi parti CHP ve türevleri oldu. 12 Eylül ihtilali olduğunda, ihtilalin “zinde”
kuvvetleri hem sağdaki hem soldaki tüm gençlik hareketlerinin üzerinden
silindir gibi geçmiş, gençlerin kanı ve canı ile yoğrulmuş dalgalar üzerinden “yüksek
siyaset”
yapan politikacıların dinlenme molasına, “bir sağdan bir
soldan” 
idam edilen kurbanlarla
yeni bir düzene kapı aralanmıştı.

İhtilalin
kudretli generallerinin kafasındaki yeni düzende, tektip “apolitik”
bir gençlik tasavvuru vardı; ideolojilerden arındırılmış, siyaseti küçümseyen,
sosyal dağarcığı mağazinel bilgilerden fazlasını barındırmayan, televole/pembe
dünyaların gençliği. Bu tasavvur çok geçmeden meyvesini vermiş; yıllarca
okumayan, düşünmeyen, tartışmayan, geçmişinden kopuk, gelecek hayalleri/tasavvuru
olmayan; hayat algısı, doğumla ölüm arası besin kaynakları ile ‘haz’dan ibaret
olan bir gençlik yetişti.

12
Eylül öncesinde, toplumsal hayatın her evresini kıskaca alan, bütün kılcal
damarlara sirayet ederek kendi cephesi dışındaki varlığı yok sayan; düşünmenin,
tartışmanın sorgulamanın ihanetle eşdeğer görüldüğü; farklılıkların düşmanca
bastırılmasına iman ettirilen gençliğe empoze edilen siyaset, yoketme üzerine
inşa edilmiş bir siyasetti. Kendi ideolojileri dışında kalan herkesin, her
düşüncenin yaşama hakkının bulunmadığına inandırılan gençlik, görünürdeki
hareket kabiliyetinin tam aksine, aslında ruhen ölü bir gençlik kadavrasına
döndürülmüştü. Sokak çatışmalarında, kahvehanelerde, dernek ve lokallerde
işlenen katliamlar, çarşaf çarşaf kitlesel argümanlarla haberleştirilirken, tek
tek o bireylerin hikayeleri, bir anne-baba aidiyetinden oluşan çevresi kimsenin
umurunda olmuyordu. Bunu dillendirmeye kalkışmanın kendi cephesine ihanetle
suçlanma gerekçesi yapılacağını bilen ailelerin, kendi acılarını yaşaması bile
davadan dönmenin ya da ihanetin delili sayılıyordu.

Tüm
bu süreçlerden geçmiş kitleler, 12 Eylül sonrasında iğdiş edilmiş bir
paradigmaya kurban edilmişken bu sinsi politik süreç, nihayet 2000’li yılların
başında kırıldı ve hem sağda hem solda yeniden filizlenen gençlik akımları
kendini göstermeye başladı.

Aradan
geçen 20 yıllık fetret döneminde denebilir ki, yollarda, sokaklarda,
kahvehanelerde, üniversite kampüslerinde insanlar ölmüyor, anneler sabahtan
akşama pencere önlerinde evlatlarının okuldan dönüşlerini endişeyle
beklemiyordu.. bu tespit doğru. O günler gerilerde kalmıştı, iyi ki de
kalmıştı. Ancak, geride kalan günlerin yerine ikame edilen zamanda da bir
gelecek tasavvuru, bir ideal yolculuğunun ufkundan yoksunluğu, toplumun
geleceğini öldürüyordu. “Siyasetsizliğin siyaseti” kendisinden
başka her şeyi öldürmüş, ölüler dehlizinin kötü ruhları, yaşayan ölülerin
bedenlerinde varlıklarını sürdürüyorlardı.

Yaşamakta
olduğumuz zaman diliminde, özellikle son birkaç yıldır üniversite kampüsleri ve
sosyal medya platformlarında tekrar yeşertilmek istenen gençlik hareketleri,
geçmişten hiç ders almamış; bugün kendilerini yönlendirenlerin “sosyal
demokrat”
kimliklerinin bir maske; asıl kimliğin ise, “devrimci
sol”
akımlara militan kazandırmaya yoğunlaşmış sinsi bir çaba olduğunun
farkında değil. Yeniden adım adım 12 Eylül öncesini tekrar canlandırma
çabalarına karşın, sadece o günlerin acısını yaşamış olanların değil; hepimizin
topyekun daha dikkatli ve uyanık olmaya ihtiyacımız var.        

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ